Kayıtlar

Gölgesiz Kalmak

Geç kalınmış bir ziyaretten sonra, Av mevsimini izledim. Son replik, bana en çok dokunan replikti sanırım. Güzel bir yorum ve işte o son. "Söz bitti, şarkılar bitti. Ne güz kaldı, ne bahar. Güneş doğmayacak üstümüze artık, yıldızlar göz kırpmayacak. Rüzgar esmeyecek, kar yağmayacak. Denizin kokusunu duymayacağız. Yağmur tepemize değmeyecek. Ne güvercin taklası, ne zeytin tanesi. Ne incirin tadı, ne karanfilin kırmızısı. İyilik de bitti, kötülük de. Aşk da bitti, nefret de. Ne güzellik kaldı, ne çirkinlik. Eza da bitti, cefada. Yaramız artık kanamıyor, çiğerimiz dağlanmıyor. Biz beyazlara büründük, biz gölgesiz kaldık.' http://www.milligazete.com.tr/haber/av-mevsimi-nden-arta-kalanlar-186676.htm

Sweet serendipty

Serendipty : beklenmedik şeyleri tesadüfen bulma yeteneği.

Her insan...

" Her insanın bin bir maskesi, altında da iki yüzü vardır, her insan hem avcı, hem kurbandır. Hem masum hem canavardır.. Ne zaman geçer bilinmez birinden diğerine.. Asıl mesele insanın ne zaman masumdan canavara geçeceği değil, ne olursa geçeceğidir.."

Bit-ti-k.

Bugün fark ettim ki, bir cümlenin sonu noktayla bitince o cümleyi seviyorum. Ve artık, üç noktayla biten cümleler hoş gelmiyor gözüme.. sorular yoruyor, ünlemler geriyor. Kurmuyor değilim, ama işte, sevmiyorum. İnsan her zaman sevdiği şeyi yapmıyor ya. Yorgun, bulanık ve sancılı bir dönem daha geride kaldı bugün. Belki de üzerinde fazla düşünmedikçe, daha da kolay akıp geçiyor zaman. Belki de sadece içindeyken o kadar uzak her şey. Büyük resmi görmek mesela, en ortasındayken zor her şeyin. *** Kendi kendime teselliler vererek daha ne kadar devam edeceğimi bilmiyorum. Ama şu anda elimden bir şey gelmiyor. Değiştiremeyeceğimi anladığım her şeyi, her gün yeniden kabullenmekle uğraşıyorum sadece. Kelimeleri bir araya getirmek sadece daha da rahatlatıyor beni. ** Bazı koltuklar insanlar kol kola girsinler diye yapılmışlar. Bugün bunu öğrendim.

Cümleler.

Bir şeyler yazacaktım ben, evet. Aklımda bir şeyler vardı, cümleler gelmiştiler dilimin ucuna. Sonra ne mi oldu, bir kenara not aldım onları. Ardından yenileri geldi, ve ben tutamaz oldum onları. Saçmalayabilirim, evet. Gecenin bir saatinde, uyku akan gözlerim ve yorgunluğa bağımlı vücudumla ne kadar konsantre olup hatırlayabilirim aklımdakileri bilmiyorum çünkü. Cümleler geldiğinde aklıma keşke diyorum, balonlara koyup taşısaydım onları. Eve getirseydim, odamda öyle asılı bekleselerdi. * Otobüsteyim. Dışarıya, başka otobüslere, içindeki insanlara bakıyorum. İnsan kendini başka insanda tanır. Diyorum ki içimden, insanlar önlerine hiç bakmazlar. Hep başkalarıdır merak ettikleri, kendilerinde olmayanlardır. Kimi dikkatli, kimi dikkatsiz bakar dururlar etrafa, ne olmuş, kim yürümüş, kim karşıdan karşıya geçiyor, kim araba kullanma lüksüne sahip... Dedim ya, kendimi görüyorum onlarda. Ben de hep etrafıma bakıyorum çünkü. Onları görebilmem için, kendi önümden çevirmem gerek gözlerimi. Göz...

Johnny Cash - 'Hurt"

Resim

Tralala.*

Diyorum ki bazen, şu hayattaki senaryomuzla anlaşma içinde olabilsek keşke her an. Bize verilen rollerle tatmin olabilsek, mutlu olabilsek, gülümseyebilsek. Çok polyannacı bir tutum gibi geliyor sonra birden bu düşünce, insan nasıl her şeyden memnun bir hayat sürebilir ki diyorum içimden. Elbette ters giden bir şeyler olacaktır, olmalı da. Evren düzensizliği sever çünkü. Ama işte, rolü kabullenmek, yönetmenle iş birliği içinde olmak daha kolay olanı ya, sanki öylesi daha yapılabilirmiş gibi geliyor. Ben yapabiliyor muyum bunu? Sanmıyorum. Haksızlığın alasını hissediyorum hatta bazen. *** Şu final zamanında bile oturup şunları yazıyorum ya, "pu" bana. Bu dönem, üzerime dökülen "umursamazlık" tohumları iyiden iyiye sardı beni. Her hissiyatın belirli bir düzeyde yaşanmasını beklerken, gereken yerlerde gereken tavırları verememenin sıkıntısını yaşıyorum uzun bir süredir. Bir de üzerine anlam veremediğim davranışlar, garip ve çoğunlukla gereksiz insanlar ve ...