"Her seferinde, hiç şaşmaksızın, kendi dikenli tellerime çarparak yürümekten artık çok yoruldum. Uzaktan güzel görünen tüm hayaller, yanına, yanıma yaklaştığım zaman bir anda kanayan güller haline neden dönüşüyordu ki? İnsan kendi kendine niye dikenli teller örerdi ki? Biliyordum, çıkarmayı denemek aptallıktan başka bir şey sayılmazdı. İnsan bir kere zırhını çekti mi, kolay kolay atamazdı. Kaç kere, olmamışlıklar, yarım yamalak olmuşluklar ve uzun zaman hayalleri ile boğuşurken, çevremdekilere sarılırken acıttığım o tellerden kurtulmayı denedim. Olmadı, yapamadım. Artık bir parçam olduklarına inanmaya başladım. Onları sevmiyordum, ama onlarsız yaşamayı düşünemez olmuştum. Kimseye açıklamadığım nedenlerim vardı. Ne süper ego, ne id, hepsi kendi içimdendi onların. Belki de diğerleri de vardı. Bilmiyordum. Dikenli tellerim en çok bana batardı. Kanatırdım kendimi her geçişlerde, her yükseliş ve düşüşlerde. Bilirdim acısını, uyuştururdu beni, yarattığı kanlı zırhın ar...
Touches - Like waves hitting the shore. The sand is washed every time, with a fresh salty kiss. Palpations - Like words rewiring the memory. Whatever was on the sand, is now back to the sea. Touches - Like antidotes penetrating to the skin. Sensations remain after hours, Silhouettes linger around With a soft inviting breeze. Van Vlees en Bloed
Yorumlar