Kayıtlar

Araf

Resim
Kalbin işine bak, Yüzüne bakamaz, Ağlar durur, sen uyurken...

Olamaz mı, olabilir.

Yeni bi şeyler söylemek gelmiyor mu içimden? Yoksa hep aynı şeylerden mi bahsediyorum. Evet, bazen tam da böyle hissediyorum, aynı şeyleri, aynı kelimelerle aynı anlatımlarla ifade etmeye çalışırken buluyorum kendimi. Oysa değişmeli insan, her gördüğü, her okuduğu ile yeni bir kelime eklemeli mesela dağarcığına, sonra daha fazla yaratmalı, daha başka şeyler anlatmalı. Aynı şeyi anlatsa bile, her seferinde başka yollardan anlatmalı. Belki de bu aynılıktan, artık eskisi kadar sık yazamıyorum bir şeyler. Küçükken, günlük tutmaya başladığıma konuşmak çok daha zevkliydi sanki, yaptığım ve yapmak istediklerimi anlatmak. Şimdi, sadece günün getirdiklerini değil, zamanın kalıntılarını anlatıyorum daha çok. Bu, kumsalda yürüdükçe önüne çıkan sahildeki insanları selamlamak ve her biri adına bir şeyler karalamak gibi. Deniz de, rüzgar da yağmur da var. Yanında insanlar da var, ve bazı insanlar, hiç bir zaman yoklar. Aynı şeyleri mi yazıyorum acaba her seferinde? Kaç farklı kelime kullandığımı say...

En büyük ortak bölen

Resim
Bıraktım. Saldım ipin ucunu. Uçurtma, göklere yükseldi, kontrol edebilirim gibi hissediyorum şimdilik. Korksam da, artık benim de hakkım geldi onu biraz özgür bırakmaya, biliyorum. Gecenin bir yarısında öten minik kuşların sesine bir neden bulmaya çalışmam gerekirse, kendimi dünyanın gittikçe daha kötü bir yer olmasına inandırmamla oldukça ilişkili bir durum olduğunu söyleyebilirim. Kuşların sesleri şahane elbette, ama gecenin bir yarısı, hafif sisli bahar sabahlarındaki gibi bik bik öten kuşların sesleri, beni ürkütmedi desem yalan olur. Aslında dün gece yarısı, daha mantıklı bir açıklama bulabilirdim belki yatarken. Ama işte, unuttum gitti şimdi, şu an ki kırıntılarıyla yetinmek zorundayız aklımın. -*- Evet, bu arada, dünyanın gittikçe daha kötüye gittiğini düşünüyorum son zamanlarda. İnsanlar gittikçe daha tahammülsüz, içine kapanık ve birbirlerinden korkar hale geliyorlar. Yaşadığımız çağ, zaten içindekileri yutmaya çok elverişli iken, "gerçekten" nefes al...

Hepsi bir ya sonunda!

"Tek başımayım;güzel değil bu Hiç özlememişim kendimi Rutubetinden şişmiş kalbim Artık açılmıyor bir türlü.." Hayat unutursak varmış, böyle öğrenmesek de doğuştan, birileri bir şeyler öğretti hayatta. Ne garip ki, birisi bir gün oturup bir şeyler karalıyor ve sonra 3000-4000 başka insan tek bir ağızdan bağırıyor yazdıklarını, geri söylüyorlar ona. Yazdıklarını milyonlarca kez duymak istemesinden başka kabaca bir açıklaması olamaz olayın.Ama işin duygusal boyutunda, söylediği her cümleyi o kadar çok insanın da aynı şekilde hissetmesi yatıyor sanıyorum ki. Peki herkes farklı algılarken dünyayı, nasıl oluyor da böyle bir düşünebiliyor insanlar? İnsanlar, çeşitli bir çok şeyin peşinde binlerce, milyonlarca türe ayrılmışken, nasıl da bir ağızdan söyleyebiliyorlar, çok ilginç geliyor bana. Ruhun gıdası diyenler varmış ya hani, nam-ı diğer, atalarımız. Bazen öylesine lafı gediğine oturtumuşlar ki, insan her tecrübeleyişinde yeniden şaşırıyor bazı cümlelerin gerçek payına. İşte geçe...

Ka-

"İnsan, onca yol teptikten, anlamadığı dillere kulak verdikten, değerini kestiremediği paraları harcadıktan, ömründe hiç geçmediği sokaklarda yürüdükten sonra seki Ben'in ve bütün bildiklerinin bu yeni imtihanları kesinlikle geçemeyeceğini görüyor. Bilinçaltının derinliklerinde dünyaya ve yeni tecrübelere açık, çok daha renkli, maceraperest birinin gömülü olduğunu ancak o zaman anlamaya başlıyor."

Hi-

"Beni de izle. Beni de gör." diye bağırdı arkasından. O kadar çaresizdi ki, o kadar muhtaç ve o kadar yalnız. Çok konuşmuştu, çok söylemişti üzerine bir şeylerin. Belki de bu yüzden düşmüştü içine bu kadar. Konuşmasaydı daha az olurdu belki hepsi, ama o susamadı, yapamadı. Gitti, uzaklaştı o silüet de işte. Tutamadı, ellerinin arasından tıpkı öncekiler gibi kayıverdi. Son gidenle, inanmaya olan inancını yitirir ya insan, öyle olmuştu o da. Her gün yeniden umutla sarılışını hatırlamasa, az kalsın ağlayacaktı. Çantasından mendilini çıkarıp bakıştı onunla. Kendiyle konuştu sonra. Derin sessizliği ve sancısıyla baş başa. Kendiyle sustu sonra. Uzaklaştı yağmurla...

Hansel ve..

Kelimeler sarıyor yalnızca yaralarımı, yazmasam da okuyorum, okumaya hasret, okumaya susamış buluyorum kendimi çoğu zaman. Sonra geliyor baş ucuma konduruyorum en güzel cümleyi. O cümleyi kurabilmiş olmayı hayal ediyorum, en güzel cümle henüz kurulmamış olanken bile. Devinim öyle hızlı ki hayatımda, ve öyle çok zaman "geçmiş" gibi ki artık geçmişimden... Geçmişte yaşamaktan artık "an"a dönmüşken, ve gelecek için yaşamaya kurarken kendimi, kırıntı kırıntı bıraktığım ruhumu topluyorum sanki. Artık gerçek bir anlam gelsin diyorum, hazır değilmişim önceden sanki, gerçekten ben değilmişim gibi eskisi. Hansel'le Gratel gibi, kırıntılardan bulunmak istiyorum belki de. Bir bakış-bir gülüşle unutmak istiyorum her şeyi. Geçmişte söylediğim ve söylemek istediğim ne varsa. Unuttuğum ve unututturulduğum her şeyi hatırlamak istiyorum. Anlam aramadan yaşamak gerek ya bazen. Sanki önceden hep aramışım gibi, unutmak istiyorum bu kez.Olur da bulurum diye. Niye mi?...