Kayıtlar

Karahindiba

Resim
Bir karahindibayı üflerken, bir karahindiba yalnızlaşırken, uçarken tüyleri, gökyüzüne karışırken. Karmaşık hikayelerin elbette ki karmaşık kahramanları olur ve herkes kendi hikayesinin en karmaşığı olduğuna neredeyse emin gibidir. Oysa bazen iki kaybolmuş insanın yollarının kesişmesi kadar basit bir hikayedir gerçekte olan. Yalnızlığımızı çıkarıp bir köşeye asmak ne yazık ki pek mümkün olamıyor, bir daha hiç duyulmayacak bir sesi hatırlamaya çalışmak ne kadar mümkünse işte belki ancak o kadar.  Peki ya yazarken deja-vu yaşamak?  Bu ve benzeri cümleleri daha önce de söylemiş olmanın verdiği o tanıdık his. Ah, safi kederle büyüyen çocuklar, biz de gördük onları, biz de büyüttük. Büyütürken biz de büyüdük, bir karahindibayı üflerken, yaşam üzerine pek çok şey düşündük. Düşünmeden yaşamak gerek bazen, bunu anladık mesela. Kaybolmuş iki kişi, yıldızları seyrederken sadece bunu hatırlamak gerek, o anın pek de var olamayan manasını daha da yitirmemesi için. ...

Bir üçgenin iç açılarının toplamı.

Yaşadığımız bazı şeylerin sebeplerini sıcak bir cuma öğleden sonrasında, banyodan çıkmış, ıslak saçlarımızı kurulamaya çalışırken anlayabiliriz mesela. Belki sebep aslında bizim düşündüğümüz şey değildir, ama bir kez olsun aklımıza geldiyse eğer, olası bütün sebeplerden birisi arasındadır ve bunu seçip inanmak da tamamen özgür irademizin tercihidir.  Sevdiğimiz ve bağlandığımız bir şeyi, maddi ya da manevi bir şey olsa da kaybetmek ve izlerini artık daha az anımsamaya çalışmanın getirdiği inançsızlık fazlasıyla yıpratmaz mı bizi? Bir daha nasıl sevilir, nasıl gülünür, bazı şeyler tekrar nasıl yaşanır bilemez hale geliriz. Aslında birini o kadar sevebiliyor oluşumuza, içimizdeki o keşfedilmemiş potansiyele odaklanmak yerine tamamen bambaşka şeylerin peşinden sürükleriz düşüncemizi. Ama işte, hayat olumlu yönde olmadığı kadar,olumsuz yönde de lineer olmaz. Bir bakmışız ki, kalbimiz tekrar tekrar onarılabilen, her onarılışta başka bir şekle evrilse de, tekrar bir bütün ve güçlü ...

Noktalı Virgül

Siz ne çıkar anlasanız Siz ne çıkar, gelir de gecelerde, Bir daha gitmemecesine oturur kafesimize, Bir kuş gibi; tedirgin Gölgeniz. Ne kadar da umutsuzdunuz, ne kadar da unutkan, Hani yalnızlık gelip geçmeliydi size göre, Elleriniz ve siz, Ne çıkar anlasanız bir kalbin atışını; İncecik bir yolda yürürken, tarifsiz. Bir filin çaresizliği gibi bazen, Ve bir aslanın hiddeti, Ama tekinsiz kardeşim, tekinsiz bu ruh hali Siz - ne çıkar gözyaşı dökseniz Kabuk bağlamış gönlünüzün ta içi Kardeşim, arkadaşım, sevdiğim, Bir nefesle tüm dünyamı Siz darmaduman ettiniz.

Memento mori!

Memento Mori! Küçük bir başkaldırı, ani bir kayıp, akıp giden kum taneleri. İnsanın hayatı anlamasının ucu bucağı yok, her an, her gün, her insan yeni bir sınav, yeni bir mücadele bizlere. Bazı cümleler gerçekten yaşanmadan anlaşılmıyor, hayat üzerine söylenen tüm beylik cümleler gibi, öylece duruyorlar karşımızda. Ancak başımızı kaldırıp gördüklerimizi hissedince farkına varabiliyoruz neden söylenmişler, o ağıtlar niye yakılmış, o satırlar kimlere, hangi yalnız ve uzun gecelerde yazılmış. Ortak geçmiş ne yazık ki daha iyi hissettirmiyor insanı. İlk ve son olmadığını bilmek daha rahat nefes aldıramıyor, belki de o arada bir yerde, kaçıncı olduğunu bilemeyecek olmak da ekleniyor tüm kederlerin üzerine. Bazı şeyler bazı şeylerin yerine var oluyor bu hayatta. Seni asla yalnız bırakmayan dostların oluyor, gülmekten gözünden yaş gelen anıların, bir şekilde seni güldürmeye çalışan insanlar, hiç bir şey bilmeden derdini görebilenler, az hukukla da olsa yüreğine dokunabilenler oluyor...

Hala umut var mı?

Ne  ekersek, ne yazık ki onu biçemiyoruz. Hayat anlamaya çalışırken çok çaba sarf ediyoruz ama hayat çok basit cümlelerle sillesini vuruyor bizlere. Bir zamanlar her şeyinizi paylaştığınız, canınızın içinde hissettikleriniz birden bire bambaşka yüzlere dönüşebiliyorlar mesela. Bugün gülen yarın mendillere sığamamacasına ağlayabiliyor. Tüm bunları bilen herkes hayatı öyle uzaktan izlemeye başlıyor sanki sessizce, tepkisizce. Ne bir başkasının acı çektiğini görmek, ne bir başkasının yarasına merhem olabilmek. Çekilmesi gereken neyse çekiyor herkes, görülmesi gereken neyse görülüyor. Bir ceza mı, bedel mi, şans mı bunu kimse bilmiyor, ama ne yaşanması gerekiyorsa, eninde sonunda yaşanıyor. Kaderlerimizi birbirine bağlayan şey ne? Belki hiç biri değil, ne sözlerimiz, ne davranışlarımız ne de hercai giden kalbimiz. Belki sadece bir akışın içinde birbirimize asılı kalıyoruz, ne çok sıkı, ne çok gevşek. Takılı kalıyoruz... Hayatı böyle yaşamak zorunda dayatılmak ne acı... Ya korunaklı...

Hatırlamak

Resim
Keşkemizle iyikilerimiz bir türlü eşitlenemiyor, öteki berikini hep geçme çabasında, biz de ikisinin arasında sürükleniyoruz gibi hissediyorum bazen. Çok bilmenin acıttığını bilerek büyümeme rağmen, bilmekten, merak etmekten içimi bir türlü alıkoyamıyorum. Oysa hayatı fazlasıyla farkında yaşamak bazen o kadar acıtıyor ki beni, belki de artık demeliyim, bazen nefes alınamaz bir yere kapanmış gibi hissediyorum kendimi. Şu koskoca dünyada, nereye gidersen git peşini bırakmayacak gerçekler silsilesi. Güneşin doğuşu ve ayın sessizliği.  Bilmediğim, öğrenmediğim her şey için kendimi kandırılmış hissediyorum. En sevdiklerimin ihanetine uğradığımı hissediyorum örneğin, beni sevmeyenler özellikle yapıyor gibi geliyor. Deliriyor muyum? Dünyanın bütün bilgilerini bilemeyeceğimi biliyorum. Ama öğrenilmesi mümkün tüm detayları toplamaya çalışırken, tıpkı bir dedektif gibi, sanki bir gizemi çözmeye çalışırken buluyorum kendimi.  Sanki her bir ip ucu hayatta kalmama yardım ed...

Yunus

Sormuşlar Derviş’e, Hayat nedir? Demiş ki Derviş; Hayat gelip geçen bir gölgedir, hayat bilmecedir. Attığın her adım bir hece,çözene gündüz, çözmeyene gece. Peki sevgi nedir? Derviş; Gönül sevdiğini bulmuş ise başkasını anar mı hiç. BEN ve SEN gafletini aşıp BİZ olanların rızkıdır AŞK… Tekrar sorarlar, bu şiirleri nasıl yazıyorsun böyle..? Derviş cevap verir; Aklımda sevdiğim olunca kelimeler gökten düşüyor yüreğime. Evreni tanımak istiyorsan onu yeniden içinde kurman gerek, Yûnus gibi…