Kayıtlar

Kelimelerin Şerefine

Uzun zamandır söylemek istediklerimi erteliyormuş gibi bir his vardı içimde. Ne söylemek, ne anlatmak istediğimi çok bildiğimden değil ama, sırf anlamlı cümleler kurabilme isteğimle dilediğimce yazmak arasında bocaladığımdandı sanırım.    Yıllar önce çok uzakta görünen bir yolun tam da sonlarına yaklaşıyorum. Beklediğimizle yaşadıklarımızın ne kadar farklı olduğunu ve  bundan sonrası için hayal ettiklerimizin de gelecekte yaşayacaklarımız için asla bir garanti oluşturmadığını görmek ne kadar güvensiz bir his oysa. Hayatımızın iplerini yavaş yavaş kendi ellerimize aldığımızı düşünürken(!), unuttuğumuz, sorumluluğundan kaçmaya çalıştığımız, eskittiğimiz tüm şeyler bir bir karşımızda, gittikçe dikleşen bir yokuşun belirli aşamalarında bizlerle yüzleşmeyi bekliyor. Tüm bunların farkında olarak bile, hala yeni şeyler denemeye, yeni sorumluluklar almaya, ve en çok da, küçükken bu günleri özlemle bekleyen halime biraz olsun üzülmeye devam ediyorum. Ya da ediyoruz. Ama ne ironi...

Mor

Sana söylemek istediklerimi uzun uzun anlatmak istiyorum. Kısa cümlelerle değil, ilk kez dinleyen, kelimeleri ilk kez duyacak birinin hassaslığıyla. Kelimeleri seversin sen de, biliyorum. Karşı karşıya oturduğumuz yeşil çimenlerin üzerinde anlatmak istiyorum hepsini. Sabahları serin, öğle üzerleri hafif bulutlu günlerden birinde. Tanımak nedir? Kendini tanımak ne zaman mümkündür? Tanıdığını sanarsın sadece, uzun bir yoldur kendini anlamak. O uzun yolun neresindeyim? Yolun neresindesin? Güzel bir yaz günüydü, içimdekilerin hepsini boşaltmış ve rahatladığımı sanırken geçti her şey başımdan. Anlamak çok uzun sürdü ama sonunda anladım. İnsan kendini yaşadıkça tanır. Kendini yaşamayan bilemez hiçbir zaman. Kendimi bilmediğim bir zamandı işte o zaman. Kimine göre erken, kimine göre geç… Kendimi tanıdıkça, o yazı unutmak daha da güçleşiyor, ama sonunun öyle ya da böyle olacağını düşündükçe derin bir nefes alıyorum.  Şimdi bu satırları yazarken yalnızca sen anla istiyorum beni am...

Bi'kedim var.

Yalnızca söylediklerimiz mi bizi biz yapar? Buraya yazdıklarımız kadar mıyız yoksa sadece? Bu sadece bir başlangıç. Yaşadıkça, çok daha yenilikler düşecek gölgelerimize. Çok daha fazla ağlayacak gözlerimiz. Azalacak nemi yanaklarımızın. Sessizce dans edeceğiz. Şimdi bir ipin ucunda düzgün yürümeye çalışan birer akrobat gibiyiz. Yolumuz belli aslında, ama nasıl gideceğiz, sonuna nasıl varacağız hiç bilmiyoruz. Bir kere başladık ya, geride dönemiyoruz. Nedensiz niçinsiz günlerin tam ortasında, kendi kumsalımızda kaleler inşa etmeye çalışıyoruz. Geride bıraktıklarımız bize ya el sallıyor, ya da biz onlara bakmamak için başımızı önümüze eğiyoruz. Çok mu konuştuk ne? Çok mu söyledik zamanında? Ne kadar gereksiz kavgalardı onlar, tutkulu ama toyca. Ne kadar yanlıştı belki o cümle, ne kadar yanlıştı öznesi. Bunu kafamızı önümüze eğdiğimiz o saniye fark etmemiz, ne acı. Yalnızca söylediklerimiz bizi biz yapamıyor. Yaptıklarımız kadar kalıyoruz maalesef. Yalnızca bir çığlık atsak mese...

"Dikey mutsuzluk":Söyleneceklerin Ertelenmesi

Eylül'ün telaşından, Ekim'in sıkıntısından  Kasım'ın soğuğundan bir şey anlayamadım. Oturdum, onlarca kelime karaladım. Ellerim yorulmamıştı oysa, yaşadıklarım ve gördüklerim yine eskisi gibi çoktu. Yine dökülmüştü yapraklar. Unutulmuş yalnızlığımız, bir önceki seneden katlanıp raflara konmuş. Birer birer çıkartmıştık yine, gelmeyenleriyse şarkılarla çağırmıştık. Hava çok soğuktu. Uzun zaman bizi terk etmeyen güneşli günlerin ardından bir tokat gibi yüzümüze vurulmuştu sonbahar. "Belki" bile demiştik, belki bu son görüşümüz onu. Belki kış gelecek artık yazdan sonra, bu kadar keskin bir dönüşün açıklaması ne olabilirdi ki? Hayır, hiç de öyle olmadı ama, biz yine turuncu yapraklarla gri gökyüzü arasında sıkışmış halde bulduk kendimizi. Kimimiz tekil sevdalı, kimimiz kendi yazdığı hikayenin başrolünde, sevdiği ile mutlu. Kimimiz yalnızlığı kanıksamış, kimimiz de unutmuş artık ne olup ne bittiğini sessiz bir beklemede. Artık hep böyle mi olacak sonbaharlar? Ç...

Mavi Boğaz

Resim
İstanbul, binlerce insanın yaşanmışlıklarını saklayabilecek kadar büyükmüş. Herkesin birbiriyle istemeden de olsa kesişmiş yollarını saklayan, kaçışları, kayboluşları, gelişleri ve buluşmaları ara sokaklarında hala yaşatan bir şehir o. Gidersiniz, tek bir an size her şeyi yeniden hatırlatır, İstanbul onu sizin için özenle saklar çünkü, herkes için, ayırt etmeden... Bir sürü kırmızı adam vardır İstanbul'da. Dururlar. Bir çok yeşil adam vardır İstanbul'da, yürürler. Kırmızılar kan ister, yeşiller barış. O yüzden hep bir telaş vardır, hep bir mücadele. Çok fazla ara sokak vardır İstanbul'da, adını sayamayacağınız kadar fazla sokak, seslerini ayırt edemeyeceğiniz kadar fazla kuş. Kediler vardır. Sarısı, grisi, sarmanı, tekiri. Şehir sizi içine çeker, kaybolabilirsiniz, hayatta da kalabilirsiniz. Nasıl gittim ben o şehirden 4 yıl önce, nasıl da benim de ilk terk edişime şahit oldu. Çok da net değil tüm ayrıntılar. Ama o karanlık sabaha karşı, ailemi, arkadaşlarımı ...

Yol

Resim
O akşam başlamış ve o akşam bitmişti. Soğuktu, yıldızlıydı gece. Ama biz birlikteydik, tek sıra halinde oturmuş, müziğin ritmine istesek de istemesek de kendimizi kaptırmış, yaptığımız şeye gururla bakıyorduk uzaktan. Kolay değildi bir bütünün parçası olmak ve yine de kendin olabilmek. Bir araya gelip bir şeyler ortaya çıkarınca insan, daha da güzel görünüyordu gece. Tek gece. Tek an. Yüreğimize yollar döşeyen insanların zamanı, adı ve nedeni sorulmaz. Yüreğe döşenen yollar illa da uzun zamanlarda tamamlanmaz. Bazen sadece görürsün, yolun sonunun güzel geleceğini bilirsin ve devam edersin.  Ben de devam etmiştim. O soğuk ve yıldızlı gecede, kayda değer yaptığım tek şey buydu. Uzun süren  yalnızlık nöbetlerinin sonunda, tek yaptığım şey, sen o yolu döşerken izlemekti. Yalnızca tek bir gecem olduğunu  yıldızlar daha da arttıkça fark ettim. Yaşanmış ve yaşanabilecek tek gerçek anın o an olduğunu ancak o zaman anladım.  Sonra da sırasıyl...

Ruhi Bey

Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey Edip Cansever Niye ölmemeli öyleyse Yaşamak mutlu bir devinimse. Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü Ve görmemek ister gibi ölüyü Oturmuş bir iskemleye. Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini. Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah Asansörle yukarı çıkardılar Tertemiz bir yatağa yatırdılar - ben böyle istedim böyle oldu - Oda numaran 283'dü aklımda doğru kaldıysa Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla devinen tepeler Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinden Bembeyaz saatler asılıydı Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü Ruhi Beyin ölüsü Hepsi de ur gibi beni Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi O gün sigara içtim akşama kadar - İkinci gün aldılar sigaramı - Ve saatler biraz sarardı Sarardı bütün ayrıntılar. Ve otuz sekizin altına...