Kayıtlar

Wiretree - Get Up

Resim
Hava erkenden karardığında, sabah kalktığımızda da bizi karanlıkla karşıladığında, unutulduğumuzu sandığımız zamanlarda, yalnızlığı sevdiğimiz ama yine de istemediğimiz anlarda. En güzeli de tam ağlarken gülünecek bir şey bulup ellerimizle gözlerimizi silerken yüzümüzde oluşan tebessümde.

Mem.

Bu günü bundan 10 yıl sonra silik anılarla anımsarken, bu anı ve hissettiklerimi kalıcı kılmak istedim. Yaşamı, var oluşumuzu, hayatı sorgularken belki de, tam da bu yüzden, bu ülkede, bu dünyada bugünlerde ve geçtiğimiz yıllarda yaşanan şeyleri düşününce elimde tek kalan şey hissizlik oluyor. İnsan canının değeri ve anlamı, hayatın büyüklüğü ve ona katabileceğimiz onca değer başlı başına bir evreni oluştururken, bizler evrendeki küçük bir toz parçasına ait bir gezegende, zaman çizgisinin son anlarından birini yaşıyoruz sadece. İşte bu ikisinin çatışmasında, yalnızca kendimi rahatlatmak adına da olsa sanırım, ikinci adımı seçmek istiyorum. Çünkü bunca adaletsizliğin, akıl tutulmasının, vicdansızlığın ve insani bütün değerlerin hiçe sayıldığı bir anlamsızlıktansa, bilimsel değerlerle açıklanan ve gerçekliği kanıtlanan anlamsızlık daha rahatlatıcı geliyor. Evdeyim, saat gece 01:08. Bütün şehir, merkezinde büyük bir konser varmışçasına yankılanıyor, televizyonlarda insanla...

Sıfırın toplamadaki etkisizliği

Tarihini hatırlamıyorum, belki 2 sene önce bu zamanlar, belki ekim,belki kasımdı elimden yapraklar dökülüyormuşçasına fotoğraf çekilirken. Kadraja öyle bir bakmışım ki, yüzümdeki mutluluk sanki hafızam geçirdiğim bütün sonbaharların en güzel anlarıyla doldurmuş gibi çocuksu ve umutlu gösteriyor beni. Sanki dünyada bir şeyin - her şeyin olamasa da- sırrını çözmüşüm gibi, yıllardır aradığım şeyin cevabını bulmuşum gibi bakıyorum. Şimdi, ekinokstan 2 gün sonra, o fotoğrafı tekrar gördüğümdeyse, şüphesiz fotoğrafı ilk kez gören birisiyle aynı şekilde bakamıyorum. Onlar turuncu yeşil ve sarının tonlarının neşeyle dalgalanmasını izlerken, ben bir şeyleri tamamen anladığını sanan neşeli ve umutlu bir kız görüyorum. Kıymetli bir arkadaşımla bir gün laboratuvarda konuşuyorken -konunun nereden geldiğini hatırlamıyorum- şöyle bir şey dedi. 3 artı 1 ile 2 artı 2 aynı şey değil, ama verdikleri sonuç aynı. Konu neydi, neyin üzerine söylemişti hatırlamıyorum, ama bunun üzerine bir ş...

-Az

-Daha çok acırız biz, daha çok kanar gölgelerimiz, daha bitmez bu sancılar, hayat var oldukça daha katlanacak çok fazla acı var- Gökyüzüne baktım, akşam olmuştu aslında, yani güneş gitmişti. Ama bulutlar, parça parça tepemdeydiler işte, dağılmışlardı önüme. İzledim, dağılmalarını bekledim ama onlar öylece duruyorlardı aynı düzende dizilmiş bir desen gibi. Yıllar önce de böyle miydi? Böyle gecelerde neden bakmamıştım hiç  gökyüzüne? Radyoyu açıp odama kapandığım akşamlarda keşfedebilseydim dünyayı, belki birazcık daha erken, daha güzel olmaz mıydı? Aklıma Hakan Günday'ın "Az" kitabından bir şeyler geliyor sabahın köründe.  Cümleleri tam hatırlayamasam da, ergenliğin aslında insanın özgürlük mücadelesinde kendine ve dünyaya karşı en dürüst olduğu zaman dilimi olduğundan, sonra sonra çevre ve yaşadıklarının etkisiyle o özgün halinden uzaklaşıp herkesin aynılaşmaya başlamasından bahsediyordu.  İnsan gerçekten de hep 17sindeki hali miydi ki acaba özünde?

Şerefe!

Kelimeler gelmiyor, ya da durun; kelimeler geliyor ama artık başka şekillere, başka duygulara evriliyorlar hayatın akışında. Yazamıyorum, sadece düşünüp yaşayabilmeye yetişiyor hızım. O kadar çok bilgi, o kadar çok yanlış ve o kadar çok doğru uçuşuyor ki havada, kendine uygun olanı içinden objektif olarak seçmek ve kendi kararını almak neredeyse imkansız. Arka planda çalışan çok fazla programım var, ve ben asıl kullanmak istediğim programları bir türlü açamıyorum. Bazen nasıl yemek yemekten sıkılırsa insan, bazen nasıl bıkar aynılıktan, işte öyle, her gün az çok aynı hayatı, aynı insanları yaşamaktan bıkmış bir benle başa çıkmaya çalışırken buluyorum kendimi uzun zamandır. Bir şeyler seçmeyerek de bir şeyler seçtiğimi fark ediyorum sonra, durup camdan geçen kedileri, ayaklarımın ucunda yürüyen karıncaları izliyorum. Zaman sıktıkça daha hızlı dökülen kum gibi. Yaşamak, evet yaşamak zor bir iş gerçekten de. Hayatı tercih etmeyenlerin zora gelemeyen insanlar olduğunu düşünüyorum önce,...

Zaman Hamuru

Günler bir şekilde birbirinin aynısı gibi görünse de, o günlerde verdiğimiz önemli önemsiz kararların sonucu bizi ya beklediğimiz ya da hiç beklemediğimiz bazı yerlere sürükleyiveriyor.  Zamanın boyutları, ileriye mi yoksa geriye doğru mu hareket ettiği üzerine teoriler geliştirip düşünmek mümkün ve mantıklı olsa da zamanın kendisinin bize er ya da geç hissettirdikleri hep aynı şeyler oluyor işte ve asıl önemli olan da bu gibi. Zaman dediğimiz, en çok ve en hızlı tükettiğimiz şey, bizlere benzer duyguları bambaşka zamanlarda tekrar tekrar hissettirebiliyor. Ait olduğumuz andan kopup başka bir gerçekliğe ve başka bir yaşantıya dahil olmak, ilk başta korkutucu görünse bile, içinde bulunduğumuzu hissettiğimiz o rahat konum, bir başka evrilmenin sonucu alıştığımız hayatımızın son demleri oluyor aslında. Öyle ki, insanlar ve mekanlar değişirken, hisler ve o hislerin getirdiği ruhsal devinimler kendi kendisini tekrar edebiliyor. Tüm bunların bilincinde olup hala üzülmek ...

Ay çözümlemesi

Yağmurun yağması başka, son damlayı doldurması için yağması ise bambaşka. Neler neler oluyor oysa, ne günler geçiyor, ne sözcükler geçiyor içimizden, biz nelerin içinden geçip geliyoruz. Olmuyor işte, o son damla gelmeden kelimeler doğru sıraya dizilmiyor. Nisanı devirdik, yine mayısa verdik sözlerimizi. Nisanı silmenin bilinçli bilinçsiz bir sebebi vardı belki de, şimdi düşününce, yazmanın başına oturup da son tarihe bakınca birden bire aklıma geliverdi. Ölümü bu kadar "kutsal" ve saygı duyulası yapılan şey nedir? Ölen birinin ardından konuşulmaması, ölen birinin ardından yas tutulması ve buna uygun hareket edilmesi ne anlatıyor bize tam olarak?Yaşamla ilgili cevabını anlamaya çalıştığımız şeylerden  yalnızca bir tanesi gibi aslında ölüm ve şüphesiz ki tüm hisler gibi, acının da bulaşıcı olması bekleniyor. Nasıl gülen birini görünce bir süre sonra kendini tutamayıp gülüyorsa insan,nasıl tutkular ve arzular yayılıveriyorsa birbirimizden, acı da bulaşıcı olmalı. Ama öyle o...